BİYOGRAFİSİ

İzahlı Halk Şiiri Antolojisi – Pertev Naili Boratav kitabından;

Karacaoğlan XVII nci asrın ikinci yarısında şöhret kazanmış bir saz şairidir. Cenup illerimizde onun 1606’da doğmuş ve 1679 veya 1689’da ölmüş olduğu rivayet edilir. Kendisinin söylediği:

Halebi Osmanlı aldı
Dağı taşa katar bir gün.

beyti de Halep valisi Abaza Hasan Paşa’nın 1658 yılındaki isyaniyle ertesi yıl isyanın bastırılması ve Abazanın öldürülmesine bir işaret olduğuna göre Karacaoğlan’ın XVII nci asrın başında doğduğu rivayeti kuvvetlenir. Bundan başka 1663 – 64 yıllarında, Osmanlı sadrazamı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın Avusturyalılara karşı açtığı sefere telmih eden ve “hazır ol vaktine Nemse kıralı” diye başlıyan manzumesi de yaşadığı zaman hakkında bilgi veriyor. Aşık Ömer’in manzumeleri arasında Karacaoğlan adının geçmesi de şairin bu asrın ikinci yarısında geniş bir şöhrete sahip olduğunu göstermektedir.

Karacaoğlan’ın nerede doğduğunu kesin olarak söylemek imkansızdır. Muhtelif rivayetler onu, muhtelif yerlere mal etmektedir. Geçen yer adları, adetler ve Güney Türkmenleri arasında kullanılan giyim tabirlerinin manzumelerinde sık sık geçmesi, Karacaoğlan’ın cenup illerinde yetişmiş bir şair olduğu kanaatini veriyor. Karacaoğlan şiirlerinde bir çok Osmanlı ülkelerinden bahsetmektedir. Şiirlerinden Aydın, Tokat, Ankara, Konya, Diyarbakır’ı gezdiği, Mısır’a kadar gittiği ve Tuna’dan, Avusturya harblerinden bahsettiğine göre Rumeli’yi de dolaştığı anlaşılıyor. Ancak bütün Karacaoğlan mahlaslı şiirlerin ona aidiyeti ve manzumelerinde her adı geçen yeri dolaşmış olduğu kati olarak söylenemez.

***

Halkın gönlündeki Karacaoğlan;

Küçük yaşta anasıyla, babasını kaybeder Karacaoğlan. On sekiz yaşına kadar, obanın beyi tarafından büyütülür. Kara, yağız, yakışıklı, herkes tarafından beğenilen bir yiğit olmuştur. Elinde sazı, dilinde sözü başlamış çalmaya çağırmaya, Karacaoğlan.

Yanında çalıştığı Oba Beyi bir gün Karacaoğlan’ı huzuruna çağırır. “Artık yaşın kemale erdi seni evlendireceğim, kız da buldum” der. Karacaoğlan hiç karşılık veremez beye. Ağasına karşı cevap vermek de öyle kolay da değildir. Kızı da hiç beğenmemiştir, yüreğine göre değildir. O, ağasına karşı gelmektense çareyi kaçmakta bulur.

Karacaoğlan gurbetin yolunu tutmuştur artık. Gece gündüz yürüyüp yol alır. Yorgun düşer. Ulu bir çınarın dibine uzanır ve uykuya dalar. Çok güzel bir rüya görür. Ak sakallı, yüzü güleç nur gibi parlayan bir ihtiyar ona bir tas su verir. Karacaoğlan suyu içince kendinden geçer ve yorgunluğu üzerinden kalkar. Fil gibi dinç olur, içi coşkuyla dolar. Gönlüne ılık sular serpilir. O artık ozanlık şerbetini içmiştir. Tam bir halk ozanı olmuştur, Karacaoğlan.

Uykudan uyanır uyanmaz sazını eline alıp yola koyulur. Günlerce yürüdükten sonra Çukurova’da bir Türkmen obasına varır. Orada konaklar. Saz çalıp türküler söyler. Oba halkı Karacaoğlan’ı çok sevmiştir. Onu obadan bırakmazlar.

Artık Karacaoğlan’ı tanımayan yoktur. Hele obanın kızları, Karacaoğlan’ın sazına sözüne yanıktırlar artık. Karacaoğlan ise, obanın en güzel kızı olan Elif’e sevdalanır, Elif de ona. Gizliden gizliye buluşmaya başlarlar. Onların sevdaları dillerde dolaşır olur. Elif bir bey kızıdır. Babası Karacaoğlan’a kızını vermez. Elif ile Karacaoğlan da bir gece yarısı çareyi kaçmakta bulurlar. Çok uzaklarda bir obaya sığınırlar ve orada evlenirler.

Obada Halil isminde biri varmış, Elif’e sevdalıymış. Bir gece yarısı Karacaoğlan evde yokken Elif’in çadırına girmiş ve Elif’e saldırmak istemiş.

Karacaoğlan bu olayı öğrenir öğrenmez Elif’i terk edip gurbetin yolunu tutmuş. İçi kan ağlaya ağlaya vurmuş sazının tellerine. Elif için türküler yakmış, söylemiş.

Elif ise çadırından dışarıya çıkmamış. El yüzüne bakamaz olmuş. Karacaoğlan’ı bir gün mutlaka gelecek diye beklemiş durmuş. Yıllar su gibi akıp geçmiş.

Saçları bembeyaz olmuş. Yaşlanmış, artık “Elif Ana” olmuş. Halsiz ve yorgun düşmüş, yerinden kalkamaz olmuş. Herkes başına toplanmış. “Elif Ana” için gözyaşları dökmeye başlamışlar. Bir türlü can veremiyormuş. Bana Karacam’ı bulun diyormuş.

Sonunda köyün çerçisi atına atlayıp yollara düşmüş ve Karacaoğlan’ı bulmuş. Durumu anlatmış. Karacaoğlan’ı yanına alıp yollara koyulmuş. Karacaoğlan’ın döndüğünü duyan herkes obaya toplanmış. Oba halkının gözleri yaşlı ve yüzleri hüzünlüymüş. Karacaoğlan Elif’inin öldüğünü anlamış, yüreğine koskoca bir hançer sokulmuş. Elif’in mezarının başına oturmuş, bir dut fidanı dikmiş. Sonra sazını bu dut fidanına asmış. Kendisi de son nefesini oracıkta vermiş. Oba halkı günlerce matem tutmuş. Karacaoğlan’ın sazı yıllarca orada asılı kalmış, çürümüş, yenisi yapılıp asılmış.

Elif ile Karacaoğlan’ın sevgileri yüzyıllar boyu sönmemiş ve halkın canında can bulup yaşamaya devam etmiş, devam etmektedir.

SANATÇININ RESMİ

REKLAM